
ŞEHİT DÜĞÜNÜ
Bu evin yüzü gülmez,
bu eve gelin gelmez,
ne yapsın şehit anası,
bir güzel ağlar komşuda,
ah, bu kız bir su sunası.
Sabah gün doğduğunda
arzuları şafaklara boyanmaz.
Yazın ağaçlar uyanır
onun kaderi uyanmaz.
Namaz kılarken ağlar
çaresiz bir kadın da.
Şehit düğünü yapılır
bulutlardan yukarıda.
Kızlar beyazlar içinde
Gençler beyaz atında…
Melekler dans ederler
Yıldızların altında…
KOSTİNESKU’NUN ATÖLYESİNDE
Dünyanın her yerinde
güneş hep aynı gurup ediyor akşamlar.
Dünyanın her yerinde
birbirine benziyor
yürekleri dert döven şairler,
gözleri sarhoş ressamlar.
Bir daha sevdim dünyayı
senin manzaralarını gördükte
resimlerin tomar tomar
birikmiş bir köşede
Yaşanmış günlere döndüm,
sizin kızlar bizim kızlar gibi aynen,
masum,
hayali.
Sizin dağlar bizim dağlara benziyor,
bizim dağlar gibi
dorukları karlı,
vadileri kınalı.
Dünyanın her yerinde
güneş hep aynı biçimde batıyor akşamlar.
Dünyanın her yerinde
ayçiçeğidir adamlar.
KONSERİNDE
Beyaz bir melek parmaklarıydı
Sır dolu parmakların
Sevda dolu, sevgi dolu, ses dolu...
Ellerinden yüreklere yönlenir
Sevda yolu, sevgi yolu, ses yolu...
Bir Piter meleği
Bir sihirli piyano
Sahne kendi büyüklüğünde tatlı bir rüya
Mutluluk kaplamış burda her yeri
Ellerin üzerinde uçuşuyor
Bu güzelim dünyanın
Sevdaları,
sevgileri,
umutları...
ZEUGMA’NIN GÖZLERİ
Zeugma’nın gözlerinden
Güneş doğar, ışık saçar.
O ilâhî bakışlardan
Harbiye Şelalesi’nin
Bembeyaz nuru akar.
Zeugma’nın gözlerinden
Bir sevgi ölümsüzlüğü yağıyor.
O sevgi mabetinden
Sevdalı gözlerime
Ondört yaşlı aşkım bakıyor...
Sevdalı gönüller
Dalından kopmuş
Bir yaprak misali
Titriyor violençelin telleri üzerinde.
Eski monastrın
Şövalye ruhu kopmuş,
Yosun tutmuş
Kan kokulu duvarlarına
Sarı bülbül gibi konuyor
Parmaklarından uçuşan
Debussi serenadası.
Allahım, bak nasıl mutlu
Yüzyıllara gönül vererek
Durup dayanmış
Muzaffer kale duvarları
Nisan yağmuru gibi serpiliyor
Yüzüne gözüne
Violençelin dudağından süzülen
Ölümsüzlük melodileri.
NEVA’NIN SAHİLİ
Şehirler meleği
Senpetersburg.
«Reçnoy» istasyonu
Neva’nın kıyısı...
«Kuryakina Daça» restoranında
sarhoş kafaların ihtiraslı dansları...
birbirine karışmış
Siyahderili DJ - le
Rafet El Roman’ın
Anlaşılmaz sesleri.
Kalbimde sen,
İçimde buz gibi hasret.
Gözlerimde gariplik ve Nazım Hikmet
Neva’nın sahili...
Garipliğin yılan dili...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder