21 Kasım 2010 Pazar

ELÇİN İSGENDERZADE









ŞEHİT DÜĞÜNÜ

 

Bu evin yüzü gülmez,

bu eve gelin gelmez,

ne yapsın şehit anası,

bir güzel ağlar komşuda,

ah, bu kız bir su sunası.

 

Sabah gün doğduğunda

arzuları şafaklara boyanmaz.

Yazın ağaçlar uyanır

onun kaderi uyanmaz.

Namaz kılarken ağlar

çaresiz bir kadın da.

Şehit düğünü yapılır

bulutlardan yukarıda.

 

Kızlar beyazlar içinde

Gençler beyaz atında…

Melekler dans ederler

Yıldızların altında…

 

 ROMEN RESSAMI AUQUSTİN

KOSTİNESKU’NUN ATÖLYESİNDE

 

Dünyanın her yerinde

güneş hep aynı gurup ediyor akşamlar.

Dünyanın her yerinde

birbirine benziyor

yürekleri dert döven şairler,

gözleri sarhoş ressamlar.

 

Bir daha sevdim dünyayı

senin manzaralarını gördükte

resimlerin tomar tomar

birikmiş bir köşede

 

Yaşanmış günlere döndüm,

sizin kızlar bizim kızlar gibi aynen,

masum,

            hayali.

 

Sizin dağlar bizim dağlara benziyor,

bizim dağlar gibi

dorukları karlı,

             vadileri kınalı.

Dünyanın her yerinde

güneş hep aynı biçimde batıyor akşamlar.

Dünyanın her yerinde

ayçiçeğidir adamlar.

 

 

 PİYANOCU GALİNA JUKOVA’NIN

KONSERİNDE

 

Beyaz bir melek parmaklarıydı

Sır dolu parmakların 

Sevda dolu, sevgi dolu, ses dolu...

Ellerinden yüreklere yönlenir

Sevda yolu, sevgi yolu, ses yolu...

 

Bir Piter meleği

Bir sihirli piyano

Sahne kendi büyüklüğünde tatlı bir rüya

Mutluluk kaplamış burda her yeri

Ellerin üzerinde uçuşuyor

Bu güzelim dünyanın

Sevdaları,

sevgileri,

umutları...

                 

ZEUGMA’NIN GÖZLERİ

 

Zeugma’nın gözlerinden

Güneş doğar, ışık saçar.

O ilâhî bakışlardan

Harbiye Şelalesi’nin

Bembeyaz nuru akar.

 

Zeugma’nın gözlerinden

Bir sevgi ölümsüzlüğü yağıyor.

O sevgi mabetinden

Sevdalı gözlerime

Ondört yaşlı aşkım bakıyor...

 

 EREN GÜLLÜ’NÜN KONSERİNDE

 

Sevdalı gönüller

Dalından kopmuş

Bir yaprak misali

Titriyor violençelin telleri üzerinde.

 

Eski monastrın

Şövalye ruhu kopmuş,

Yosun tutmuş

Kan kokulu duvarlarına

Sarı bülbül gibi konuyor

Parmaklarından uçuşan

Debussi serenadası.

 

Allahım, bak nasıl mutlu

Yüzyıllara gönül vererek

Durup dayanmış

Muzaffer kale duvarları

Nisan yağmuru gibi serpiliyor

Yüzüne gözüne

Violençelin dudağından süzülen

Ölümsüzlük melodileri.

             

 

 

NEVA’NIN SAHİLİ

 

Şehirler meleği

Senpetersburg.

«Reçnoy» istasyonu

Neva’nın kıyısı...

«Kuryakina Daça» restoranında

sarhoş kafaların ihtiraslı dansları...

birbirine karışmış

Siyahderili DJ - le

Rafet El Roman’ın

Anlaşılmaz sesleri.

Kalbimde sen,

İçimde buz gibi hasret.

Gözlerimde gariplik ve Nazım Hikmet

Neva’nın sahili...

Garipliğin yılan dili...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder